Washington’un Stratejik Çöküşü Dünyayı Yeni Bir Kaosa mı Sürüklüyor?

Washingtonun stratejik cokusu dunyayi yeni bir kaosa mi surukluyor xnOjXfPt
Washington’un Stratejik Çöküşü Dünyayı Yeni Bir Kaosa mı Sürüklüyor?

Washington’un Stratejik Çöküşü Dünyayı Yeni Bir Kaosa mı Sürüklüyor? Washington’un imzaladığı mutabakatların sahada karşılık bulmaması, Orta Doğu’dan Ukrayna’ya uzanan krizleri birbirine bağlayan yeni bir dönemi işaret ediyor. Ortaya çıkan tablo, yalnızca bölgesel istikrarsızlığı değil, Amerikan diplomasisinin güvenilirliğini ve mevcut uluslararası düzenin sürdürülebilirliğini de sorgulatıyor.

Oluşmakta olan yeni dönemin en belirgin özelliği, savaşların başlamasından çok sona erdirilememesi. Ortadoğu’da İran-İsrail gerilimi, Lübnan’daki kırılgan denge, Gazze’de yaşananlar, Suriye’nin yeniden şekillenen jeopolitiği ve Ukrayna savaşı birbirinden kopuk dosyalar değil; aynı stratejik krizin farklı cepheleri.

Son dönemde ilan edilen mutabakatlar fiiliyatta uygulanabilir olmaktan uzak. Bunu İsrail ve Lübnan arasında gorduk. İran ile ABD arasındaki mutabakat da tarafların farklı yorumları nedeniyle işlevsiz hale geldi.

Trump ya imzaladığı metni tam olarak kavrayamadı, ya kısa süre içinde kendi taahhütlerini değiştirmeye yöneldi ya da her zamanki pazarlık tarzını uluslararası diplomasiye taşıdı. Sonuç olarak Washington, üzerinde uzlaşıldığı belirtilen maddeleri yeniden yorumlamaya başladı ve savaşın sahada ortaya çıkardığı gerçekliği kabul etmek yerine onu tersine çevirmeye çalıştı.

SAHADAKİ GERÇEKLİK MASADAKİ METNİ AŞIYOR

Mutabakat, boğazdan geçişlerin İran’ın oluşturacağı mekanizma çerçevesinde yürütülmesini ve belirli bir süre boyunca gemilerden ücret alınmamasını öngörüyordu. Ancak ABD ve müttefiklerinin bu düzenlemeyi fiilen tanımadan deniz trafiğini sürdürmeye çalışması, İran açısından kendi egemenlik iddiasını fiilen uygulamaya koyma zorunluluğu doğurdu. Bu durum, karşılıklı saldırıların yeniden başlamasına ve gerilimin hızla tırmanmasına neden oldu.

İran açısından geri adım atmak yalnızca askeri değil, egemenlik meselesi olarak görülüyor. ABD’nin söz konusu uygulamaları fiilen değiştirmeye çalışması ise kaçınılmaz biçimde karşılıklı saldırıları tetikliyor. İran’ın ABD üslerini hedef alması, buna karşılık Washington’un daha sert operasyonlara yönelmesi, gerilimi sürekli yukarı taşıyan bir sarmal oluşturuyor. Bu nedenle mevcut kriz geçici bir ateşkesin bozulması değil, aslında hiçbir zaman tam anlamıyla kurulmamış bir düzenin dağılması.

Diplomatik bir metnin sağlayacağı istikrar beklentisi kısa sürede yerini yeni bir askeri tırmanış döngüsüne bıraktı, ateşkes yerine kontrollü çatışmanın yeni evresi başladı.

Bu tablo yalnızca Hürmüz Boğazı ile sınırlı görünmüyor. Lübnan’da ateşkesin sürdürülememesi, İsrail’in askeri faaliyetlerini devam ettirmesi, Suriye’deki operasyonlar ve Gazze ile Batı Şeria’da yaşanan gelişmeler aynı zincirin halkaları. Bölgenin bu zamana dek ortaya çıkan genel görüntüsü, düzenin yeniden kurulmasından çok, daha derin bir istikrarsızlığa işaret ediyor.

SONSUZ SAVAŞ STRATEJİ DEĞİL, STRATEJİSİZLİĞİN SONUCU

Sonsuz savaşlar bilinçli biçimde tasarlanmış uzun vadeli stratejiler değil; aksine net hedeflerin bulunmamasının doğal sonucu. Bir savaşın hangi siyasi hedefe ulaşmak için yürütüldüğü belirsiz olduğunda, başarı kriterleri de ortadan kalkıyor. Hedefler sürekli değişiyor, öncelikler yeniden tanımlanıyor ve savaşın nasıl sona ereceğine ilişkin hiçbir plan geliştirilemiyor. Böylece askeri operasyonlar kendi kendini besleyen bir sürece dönüşüyor.

Mesela, Afganistan’da El Kaide’ye karşı başlayan operasyon zamanla devlet inşası, demokrasi ve kadın hakları gibi sürekli değişen hedeflere dönüştü; yirmi yılın sonunda ise Taliban yeniden iktidara geldi. Bugün benzer dinamikler hem Ukrayna hem de İran’da tekrarlanıyor.

Washington ve müttefikleri, ulaşılması mümkün olmayan siyasi hedefleri askeri yöntemlerle gerçekleştirmeye çalışıyor. Başarı sağlanamadığında ise strateji değiştirmek yerine aynı yöntemi daha yoğun biçimde uyguluyor. Böylece her başarısızlık yeni bir tırmanma gerekçesine dönüşüyor.

ASKERİ ÜSTÜNLÜK UZUN SAVAŞLARA YETMİYOR

Batılı ordular uzun süreli yıpratma savaşlarına göre tasarlanmadı. ABD, İsrail ve NATO kuvvetlerinin temel doktrini kısa süreli, yüksek teknolojiye dayalı ve kesin sonuçlu operasyonlar üzerine kuruldu Buna karşılık Rusya ve İran uzun süreli üretim kapasitesini koruyabildi, Ukrayna ise hızla gelişen insansız hava aracı üretimiyle savaşın karakterini değiştirdi.

Askeri teknoloji uzun soluklu çatışmalarda tek başına zafer getiremiyor. Savaşın sonucu yalnızca cephedeki başarılarla değil, hangi tarafın üretim zincirini daha uzun süre ayakta tutabildiği, savunma sanayisinin ne kadar süre kesintisiz üretim yapabildiği ile belirleniyor. Modern savaş giderek mühimmat, üretim zinciri ve sanayi kapasitesi yarışına dönüşüyor.

WASHİNGTON’UN ASIL KRİZİ KARAR ALMA MEKANİZMASI

Washington artık öncelik belirleyen, uzun vadeli hedefler oluşturan ve bunları kurumlar aracılığıyla uygulayan klasik dış politika mekanizmasını büyük ölçüde kaybetmiş durumda.

Kararlar kurumsal süreçlerden ziyade anlık siyasi reflekslerle şekilleniyor. Bu durum ise müttefiklerin ABD’nin verdiği güvenlik taahhütlerine olan güvenini aşındırırken, rakip aktörlerde de Washington’un anlaşmalara bağlı kalmayacağı yönündeki kanaati güçlendiriyor. Diplomasi yalnızca pazarlık değil, uzun vadeli ilişki yönetimidir. Washington ise son dönemde dış politikayı ticari müzakere mantığıyla yürütüyor.

DÜNYA YENİ BİR SÜREKLİ ÇATIŞMA DÖNEMİNE Mİ GİRİYOR?

Mevcut krizler geçici dalgalanmalar degil. Ortadoğu’dan Doğu Avrupa’ya kadar uzanan geniş coğrafyada çatışmaları besleyen ortak unsur; askeri araçların siyasi hedeflerin önüne geçmesi, diplomatik süreçlerin zayıflaması ve savaşların kendi başına bir politika haline gelmesi. Bu çerçevede asıl tehlike tek tek savaşlar değil, başarısızlığı daha fazla askeri güç kullanarak telafi etmeye çalışan bir güvenlik anlayışı. Bu yaklaşım sürdükçe çatışmaların sona ermesi değil, birbirini besleyen ve giderek genişleyen sonsuz savaşlar döneminin uluslararası sistemin yeni normu haline gelmesi ihtimali güçleniyor.

Uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrası dönemin kısa süreli müdahalelerinden, sonucu belirsiz ve sürekli genişleyen yıpratma savaşları çağına doğru ilerliyor. Bu yeni dönemde belirleyici soru artık “Kim kazanacak?” değil; “Bu savaşları bitirebilecek bir siyasi irade ve diplomatik kapasite hala var mı?” sorusu olacak.

yok

Author: Mehmet Yılmaz